27 Haziran 2026 Cumartesi

BÜROKRATI ÖĞÜTEN AKIL SAHİPLERİ

 

Kabul etme bu olanları
Sadece başkalarının acı çekmesi diyerek
Çünkü fark edeceksin ki sen de katılıyorsun
Bu yüz çevirmeye
Pink Floyd, "On the Turning Away"

BÜROKRATI ÖĞÜTEN AKIL SAHİPLERİ

İnsanlar kendi inançlarını destekleyen bilgileri ve değerleri yüceltip, aksini söyleyen; gerçekçi, rasyonel, nesnel kanıtları ise tamamen görmezden gelebilen canlılardır. 

Temel konularda uzlaşamamış, gergin, ayrıştırılmış, otorite altındaki toplumlarda herhangi bir görüş, herhangi bir aidiyet, (duygusal, dinsel, ekonomik, sosyal) kişinin kimliğinin parçası haline geldiğinde, o görüş artık sadece bir fikir olmaktan çıkıyor, bireyin sımsıkı sarıldığı bir varlık değeri, başka bir deyişle "hayat meselesi" haline geliyor.

Birey, tutunduğu, sevdiği otoritenin hata yaptığını veya savunduğu değerlerin haksızlığa yol açtığını kabul etmek istemiyor. Bu çelişkinin yarattığı huzursuzluktan kaçmak için gerçek dışılığı ilke olarak seçiyor. "Kendi grubundan olan lider veya otorite her zaman haklıdır; karşı grupta yer alanlar ise haksızdır ve hatta cezalandırılmalıdır," diye düşünüyor.

Otorite ya da iktidar medyası (sosyal medya dahil), bireylere duymak istediklerini söylüyor. Farklı sesler filtreleniyor ve kitle giderek tek sesli hale gelip radikalleşiyor. Mantıklı, insancıl, bilimsel, nesnel gerçekler toplumsal kimliği şekillendirmede algılardan, duygulardan ve kişisel inançlardan daha az etkili duruma düşüyor.

"Tahammülsüzlük" kimlik savunmasının önemli bir parçasıdır. İnandığı fikir eleştirildiğinde kişi bunu kendi varlığına yönelmiş bir saldırı gibi algılıyor. Çünkü alternatif görüşlerin duyulması zihinsel ve duygusal rahatsızlık yarattığından hayatlarının arka planında bu duyguyu yaşamak ve taşımak istemiyorlar. Bu sıkıntılı ve gergin durumdan kurtulmanın kolay yolu alternatif görüşleri reddetmek, karşı tarafı şeytanlaştırmak, onları hiçleştirmekten geçiyor. Meselenin zeka ile ilgisi de yoktur. Birey zeki bir mühendis olabilir ama kimliğiyle bütünleşmiş alanlarda aynı bilişsel önyargılar ve kalıplar içinde, öngörülü ve akıllıca davranmayabiliyor.

İnsanlar kanıtlara nesnel biçimde yaklaşmak yerine, önceden benimsedikleri inançları doğrulayan bilgileri kabul etmeye, çelişenleri ise reddetmeye ya da minimize etmeye eğilimliler. Bu eğilim özellikle temel kimlik kabul edilen siyaset, lider, din, millet gibi konularda güçleniyor, mantık ve akıl yürütmeyi bırakıyorlar. Bu durumda "herkes söylüyorsa doğrudur" yankısı devreye giriyor, eleştirel ve farklı düşünme eşiği düştükçe düşüyor.

***

Böylesi bir toplum kendi değerlerine karşı çıkan veya uyuşmayan bir bürokratın yolsuzluk yapmadığı halde yapmış gibi, devletin, yargının ve medyanın yaptırım ve kontrol gücü ile kuşatılarak, asılsız iddialara maruz kalarak cezalandırılmasını hiç tereddüt etmeden onaylıyor. Bu algı manipülasyonları o kitlede tutkuyla karşılık buluyor. Gerçekliğe karşı üretilen sahte, uydurma düzenlenmeler, dış müdahaleleri görmezden gelerek o bürokratın kesinlikle suçlu olduğunu düşündürtüyor. Gerçekliğin deforme halini, tek ve geçerli doğru olarak içselleştiriliyor. Yalın bir içselleştirmenin ötesinde memnun olma, haz alma, öfkelerini giderme, tehdit algısını savuşturma eğilimi içindeler. Olayları algılama biçimleri ve uyarıcılara verdikleri anlamlar, şartların içeriğini ve doğruluğunu sorgulayacak bilinci kısıtlıyor.

Burada dikkat çekici olan nokta, bireylerin normal yaşamlarında göze batacak eylem içinde olmamaları; faturalarını zamanında yatıran, market etiketlerini kontrol eden ve hesap yapabilen, apartmanın sorunlarını çözmek için ortak kararlar alan, çocuğunu üniversiteye girsin diye endişelenen sıradan insanlar. Siyaset, din, liderlik, ideoloji gibi kimlik alanlarında farklı bir zihinsel işleyiş gösteriyorlar. Güven arayışı ile kimliğini ait hissettiği kitleye sahip çıkma ve onları taklit edip yüceltme eğilimi ortaya çıkıyor. Ait olmak, dışlanma endişesini bertaraf ediyor.

Ülkenin geleceğine yönelik önemli bir siyasal ya da ekonomik karar almak gerektiğinde ait olduğu kitlenin etkisinde kalıyor ve ortak bilincin inançlarını gerçek olarak algılıyorlar. Olağan, güncel, dünyanın farklı düşüncelerini, farklı bakış açılarını görmeye ve alternatifleri duymaya son derece isteksiz ve tahammülsüzler. Diğer kesimin yönelttiği her eleştiriyi, doğrudan kendi varlıklarına ve onurlarına yapılmış bir saldırı olarak kabul ederlerken, kendi grubunun hatalarını görmezden geliyor ve karşıt görüşlülerin her eylemini kötü niyetli ilan ediyorlar.

Bireyler bu noktada kendi inanç dünyalarını korumak adına mantıklı düşünceden uzaklaştıklarını farketmiyor; fikirler bireysel ve toplumsal bir varoluş mücadelesine dönüşüyor. Kutuplaşmış ve otoriter toplumlarda düşüncelerin kimlikle kemikleşmesi, toplumun bir kesimini güven (!)  içinde hissettirirken diğer kesimini de derin endişelere sürüklüyor.

Kutuplaşmadan beslenen otoriter yapı daha güçleniyor, daha keskin kurallar muhaliflerin aleyhine konuluyor. Bu keskin ayırım kendi kitlelerindeki aidiyetleri manipüle etmek ve kontrol altında tutmak için de kullanılıyor.

Kutuplaşan toplum sosyal patlama noktasına sürüklenecektir. Farklı fikirlere tahammülsüzlük, toplumsal diyalog zeminini tamamen yok ediyor ve hukukun yerini kitlelerin anlık öfkesi ve intikam arzusu alıyor. İşini doğru yapan ancak ideolojiye uymayan dürüst bürokratlar sistem dışına itiliyor, sadece itilmekle kalmıyor tümden yok etme arzusuyla taraflı yargıya teslim ediliyor. Bir kişi veya grup "çete başı", "çıkarcı", "ahlaksız", "yalancı", "inançsız" gibi kategorilere yerleştirildiğinde, insanlar normal şartlarda kabul etmeyecekleri uygulamaları ona meşru görmeye başlıyor. Dışlama ve düşmanlaştırma adalet kavramını ele geçirip, distopik, karanlık, korkudan beslenen bir dünya kuruluyor.

Bu durumda, "Bu bürokrat gerçekten suçlu mu," olmaktan çıkıyor ve yerini, "kesin suçludur," düşüncesine bırakıyor. Oysa bürokratın gelecekte otoriteyi sarsabilecek özelliklere sahip olduğundan dolayı sistem dışına itilmesi, öğütülmesi gerçeğinden kaynaklandığını ve bu amaç doğrultusunda kanıtların, kişilerin, davaların uydurulduğunu görmüyorlar. Karşıt görüşlü bürokratın cezalandırılması, kitlenin otoriteye sadakatini pekiştiriyor. Burada karşı grubun güç kaybettiğini, kendi grubunun üstünlüğünü hissetmek ise kişide tatmin ve çoşku duygusu yaratıyor. Bu durumda bağlı olduğu otoriteye, kitleye, fikre inanç sadece bilişsel değil, duygusal olarak da büyük bir ödül ve haz sağlıyor.

O bürokrat otoritenin sarmalına girdiğinde mücadelesinin netice vermeyeceği aşikardır. Çünkü sistem en küçük destekçisinden yargısına kadar ele geçirilmiştir ve taraflıdır; önce sonuca karar verilmiş, sonra o sonuca uygun gerekçeler üretilmiştir. Normalde önce kanıtlar incelenir, sonra hüküm verilir. Fakat kutuplaştırılmış karşıt koşulların mücadelesinde süreç tersine döner; önce hüküm verilir sonra hükmü destekleyecek argümanlar üretilir ve sunulur. Bu yüzden süreç adil ve hukuki değildir; delil eksikliği önemsenmez, kanıtlar ve çelişkiler görmezden gelinir, asılsız iddialar kolayca kabul edilir. Önce sonuç belirlenir sonra o sonucu destekleyecek gerekçeler üretilir.

Otorite, bürokrata yöneltilen suçlamaları sorgulamak için gereken bilişsel, hukuki, ahlaki çabayı harcamaz, tersine suçlamanın doğru çıkması için hazırlanan delillerle süreci yönetir ve kendi kitlesine mantıksal ve duygusal ödülünü sunar; "tehdit" giderilmiş, "adalet" sağlanmış, "öfke ve nefret" gösterilmiştir.

***

Buradan şu sonuca ulaşıyoruz: İnsan, olayların, durumların, olguların, algıların arkasındaki gerçeği arayan bir varlıktan çok, anlamını ve kimliğini korumaya çalışan, ortak düşünceyi işine geldiği sürece yücelten bir varlıktır. Gerçek, çoğunluğun ilgisini fazla çekmez, gerçeğe ulaşmak için yoğun çabaya gerek duyulmaz. Kabul ettikleri kimliklerini, inançlarını, ideallerini korumak için ellerinden geleni yaparlar. Gerçeği ise çoğu zaman bu koruma çabasına zarar vermediği ölçüde kabul ederler ve sorgulama motivasyonu kıymetsiz olduğundan, süreci koruma motivasyonundan daha zayıf kalır.

Elbette mantıklı, iyi niyetli düşünen ve nesnel kanıtları görmezden gelmeyen toplumda büyük bir kesim var. İşte bu tutum zihnin varsayılan çalışma biçimi değildir, emek gerektiren özel bir disiplindir.

Sorun belirli bir ideolojide değil, insan zihninin genel çalışma biçimindedir. Bu durumun evrimsel bir yönü de vardır. Tarih boyunca hayatta kalmak için "olayların arkasındaki gerçeği bulmak" kadar, hatta ondan daha fazla gruba ait olmak, dışlanmamak, ortak inançları paylaşmak önemlidir. Bu nedenle insan zihni yalnızca olguları anlamaya değil, sosyal uyuma da evrilmiştir.

Modern toplumlarda propaganda algı yönetiminin en güçlü dayanaklarından birini oluşturur. İnsanlar çoğu zaman tamamen sahte bir anlatıya kanarken, o anlatının kendi kimliklerini, öfkelerini, korkularını, aidiyetlerini ve beklentilerini doğruladığı için ona sarılırlar. Bu nedenle bir iddianın doğruluğu ile toplumsal kabulü arasında doğrudan bir ilişki yoktur. Tarihte de günümüzde de insanlar birçok kez kanıtların gücü nedeniyle değil, kimliklerinin ve duygularının yönlendirmesiyle belirli anlatıları "gerçek" olarak benimsemişlerdir.

Bu noktada filozof Friedrich Nietzsche’ye göre insan aklı, nesnel ve tarafsız bir hakikat arayıcısı değildir; aksine, bireyin içgüdüsel ihtiyaçlarını, önceden benimsediği dogmaları, ahlaki yargıları ve kimliğini haklı çıkarmaya çalışan kurnaz bir avukattır. "Ahlak Dışı Anlamda Hakikat ve Yalan Üzerine" (Truth and Lie in an Extra-Moral Sense) adlı makalesinde Nietzsche, insan zihninin "hakikat" dediği şeylerin aslında sadece toplumun ortaklaşa kabul ettiği ve zamanla kökenini unuttuğu yanılsamalar (metaforlar) olduğunu söyler: "Hakikatler, illüzyon oldukları unutulmuş illüzyonlardır." Ona göre insan, dili kullanarak gerçeğin kendisini değil, sadece nesnelerin zihnindeki yansımalarını (metaforları) kodlar. Zamanla bu metaforlar katılaşır, dogmalaşır ve toplum tarafından "mutlak hakikat" ilan edilir (1) (2)

Sorun yalnızca bilgi eksikliği değil; kimlik, aidiyet, güç ilişkileri, duygusal ihtiyaçlar ve grup psikolojisinin tarihsel süreçte birlikte ürettiği değerlerin yerleşerek gerçeklik olarak algılanmasıdır. Böyle bir durumda insanlar yalnızca bir görüşe sahip olmazlar; o görüşün içinde yaşar, dünyayı onun filtresinden görür ve alternatif gerçeklikleri tehdit olarak algılamaya başlarlar. Böylesi bir algıda hiyerarşik düzeni önceleyen bireylerin, "tek doğru" anlatılara daha hızlı tutunuyorlar. Bu katı anlayış onlara; fikirlere sahip çıkma, savunma, irade koyma, kimliği koruma, düzeni devam ettirme, taraf olma, bertaraf etme, direnç gösterme, cezalandırma, otorite kurma imkanı veriyor.

Burada betimlenen insanlar "eğitimsiz" ya da "kötü niyetli" olmak zorunda değil; çoğu durumda işleyen şey, evrimsel olarak kök salmış grup aidiyetini yüceltme ve bilişsel kestirme yolları kullanarak tarafını, yönünü, düşünce kalıplarını seçmektir.

Devlet, yargı ve medya koordineli biçimde tek bir anlatıyı her durumda ön plana çıkardığında, bireyin bağımsız doğrulama yapması hem zor, hem kısıtlı hale geliyor. Ama bu durum, ortaya çıkan adaletsizliği mazur göstermiyor, yalnızca mekanizmanın kontrol gücünü anlamaya yardımcı oluyor.

İnsanca Pek İnsanca (Human, All Too Human) kitabında Nietzsche, insanın mantığı ve aklı, dış dünyadaki nesnel gerçekliği anlamak için değil, insanın kendi varlığını ve inançlarını korumak amacıyla bir araç olarak evrildiğini söyler. "İnançlar hakikat düşmanları olarak, yalanlardan daha tehlikelidir," der. Bir insan önce neye inanmak istediğine (çıkarlarına, korkularına veya kültürüne göre) karar verir; dogmatik akıl ise daha sonra devreye girerek bu inancı mantıklı gösterecek deliller uyduran sadık bir hizmetkara dönüşür. 

Sonucu baştan belli güdümlü akıl yürütücüler, dürüst bürokratı öğüten edilgen akıl sahipleri, dogmatik ve kötücül olduğunuzu siz fark etmiyorsunuz ama birileri; etkin ve yaratıcı akıllar, farklı perspektif sahipleri fark ediyor. Gelişmediği halde gelişmeyi reddeden aklınızın yarattığı kurnazlık ve aç gözlülük bir yere kadar…

 

(1)  https://bookoblivion.com/2018/01/16/truth-and-lie-nietzsche/

(2)  https://www.themarginalian.org/2018/03/26/nietzsche-on-truth-and-lies-in-a-nonmoral-sense/

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BLOG İÇERİĞİ / LIST OF CONTENTS

YAZILAR    - BÜROKRATI ÖĞÜTEN AKIL SAHİPLERİ (27.06.2026) -KUTSALLAŞTIRMA -5- (17.06.2026) -KUTSALLAŞTIRMA -4-  (15.06.2026) -KUTSALLAŞTIR...